Bugün - 28 Mayıs 2020 Perşembe
Aksaray 28°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklam
Sponsor
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık Yaşam Kültür Spor Siyaset Eğitim Teknoloji Dünya Asayiş Diğer »
Yazar Detayları

Yılmaz EVAT

Yılmaz EVAT - YARA

YARA
Yazı Tarihi: 14 Mayıs 2020 Perşembe

Yara... Yarala(n)mak... Yarasını deşmek... Yaraya tuz biber ekmek... Kaç insanı bilerek bilmeyerek yaraladık?.. Kaç insan tarafından yaralandık?.. “Doldur tüfeğini beni yarala / Bir yaralı döşten gayrı nem kaldı Atalar “Kelin yanında kabak anılmaz.” der. Evet, insanların yanında hassas olduğu konulardan söz açılmamalıdır. Fakat ham ervahlar, nezaketsizler bilerek açar. Sırf onun acısından sevinç devşirebilmek için... Oysaki güzelim türkü ne güzel uyarır:

             “Dağlar haramı açma yaramı perişanım ben

             Ayhanî’nin aynı bağlamdaki şu dizelerini de kimden dinlesek?..

             “Esme deli rüzgâr esme

             Esip de sevdamı kesme

             Zaten yaram derin deşme

             Kanla geçti ömrüm benim

             Yaraya Tuz Basmak romanını okusak bu meyanda daha mı dikkatli oluruz?.. Sanmam, kötüler yine bildiğini okur:

             “Sevgi dedim kin verdiler

             Yaralara tuz bastılar

             Herkes neyse de bari dostları yaralamasak ya da dostlar bizi yaralamasa...

             “Ağlama sil akan göz yaşlarını ağlama

             Bir de sen tuz basma gülüm yarama

             Efendim, yara hiç mi deşilmez?.. Mevlana’ya göre niyet tedaviyse elbette deşilebilir: “Yarayı deşmek gerek. Deşeceğin yerde üzerine merhem korsan, yarayı pekiştirmiş olursun.”

             İnsan çeşit çeşit yara türlü türlü... Bazı gönüller çok yaralı...

             “Gönlümde bunca yâre

              Sızlıyor senin uğruna

             Karacaoğlan’ın gönlü her daim yaralı: “Karac’oğlan der ki yaralı sinem / Nerededir benim gül yüzlü sunam” “Ciğer parça parça yaralı çıktı” diyen Ali İzzet Özkan ise hepten yaralı:

             “Kader torbasına elim uzattım

             Tecelli kâğıdım karalı çıktı

             Ömür defterine bir yol göz attım

             Dertlerim içinde sıralı çıktı

              Yaralar var ki  hiç eksilmez, eskimez... “Gönül arzu eder dostu cananı / Sızlar eski yaram gözden yaş gelir” Şu dizeler de aynı bağlamdadır: “Derdim çoktur hangisine yanayım / Yine tazelendi yürek yarası

               Dadaloğlu’nun yaraları ise hekimsizlikten çoğalmış,  delik delik olmuş:

             “Yaralarım göz göz oldu

             Hekim gözleyi gözleyi

             Allah cümlemizi onulmaz yaralardan korusun...

             “Köroğlu der giden gelmez

             Bir yaram vardır onulmaz

            Hilmi Yavuz da günümüzde aşkın, gülün değersizleşmesine rağmen kendisinin hâlen onulmaz yaralar içinde olduğunu söyler gibi:

 

yara yerine aşklar... öyleydi eskiden!”

ama şimdi? Kimseye yaramadı;

gül tükendi, aşkların

işine yaraya yaraya...

 

her şey kabuk bağladı ve ben

yara içinde yara...

Güzelliklerden, şiirden ve yaraların iyileşeceğinden umudunu yitirmeyen Şahin Taş ise Gülle Betik’te” Hilmi Yavuz’a “Teşekkürler ustam.” der gibidir:

 

getirdiğin gülle betik:

güzellik ve şiir.

gayrı yaram kanser olsa,

iyileşir.

 

Bazı yaralar bir acı hatıra olur mu?... Olur...  Niçin  ve nasıl yaralandığımıza bağlı?.. Orhan Veli, Tahattur’da sanki yarasından üzüntüyle söz eder gibi:

              “Alnımdaki bıçak yarası / Senin yüzünden

Dağ oldu içimde büyüyen yara” diyen Abdurrahim Karakoç bu meyanda yol gösteriyor:

             “Yaralanıp yetmiş yerden

             Hak uğruna candan, serden

                            -Geçenler hani ya, hani?

             Yaraları kime sardırıyoruz?..  Şair Karakoç şöyle yakınır:

             “Şu doktor her dertten anlar dediniz

             Kanayan yaramı bilmedi eyvah!”

Bu  bağlamda “Ali Fakı’ya yazdırdık, daha beter azdırdık.” sözü de kıymetlidir. Yarayı aslında en güzel yâr sarar. Türkümüzü kim söylese?..

             “Lokman Hekim gelse yaram azdırır

              Yaramı sarmaya yâr kendi gelsin

              Âşık Veysel de aynı düşünceyi taşıyor:

              “Yanından göğsünden açılır yara

              Yâr gelmezse yaraların elletme

             Muhannetler bırakın yara sarmayı yaralı parmağa bile işemezler.         

             En iyisi biz yara açmayalım... Yarasız yere kurt düşürmeyelim... Yarasını saralım... Hatta sıcakken saralım. Yaraya merhem olalım... Mehmet Emin Yurdakul da “yaralar ve sargılar” demişti. Yaralıları ziyaret edelim... Bayburtlu Zihni’nin yaraları işlemiş:

             “Gün-be-gün artmakta dert ile gamım

             Uç verdi yaralar sıralandı gel

             Vefasız insanoğlu gel denilse de gitmiyor ya da gidemiyor...

            “Gelecektin gelmez oldun

             Hâlimi sormaz oldun

             Yaralarımı sarmaz oldun

             Yokluğunda soldu gönlüm

             Allah insanı bozulmuş devirlerden korusun. Ruhsâti böyle zamanlarda yaranın da belli olmadığını söylemiş:

             “Bir vakte erdi ki bizim günümüz

             Yiğit belli değil, mert belli değil

             Herkes yarasını derman arıyor

             Deva belli değil, dert belli değil

             Bir de dil yarası var ki insanın rengini attırır hatta bağrını deler... Erzurumlu Emrah “Dedim dilber niçin sararıp soldun / Dedi çekdiceğim dil yarasıdır.” der. Bu çerçevede Âşık Veysel “Vursam yaralasam söz ile seni” dizesiyle bizi düşündürür. Dil yarasının etkisi beş yüz senede geçer mi?.. Sanmam... Zira bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez. Dadaloğlu da aynı görüşte: “Der Dadaloğlu da sözün sırası / Yara biter, bitmez, dilin yarası” En iyisi Orhan Baba’dan dinleyelim:

             “En acı sözler bile söylerken tutmadık dilimizi

             Dil yarası dil yarası en acı yara imiş

             Yara konusunda bir de aile yaraları var ki Allah başa vemesin. Murathan Mungan, “Aile yaraları”nda ne güzel anlatır: “Dünyanın bütün hikâyeleri aile yaralarıdır. Orada başlar, orada gelişir, oraya dönerler. Birikmiş ev içi kinleri, mutsuzluk fazlası, kirli sırlar, açık ya da örtük şiddet, aşırı sevginin yaraladığı benlikler, istenmezlikler, yetmezlikler, erken kayıplar, öksüzlüğün, yetimliğin, üveyliğin, saymakla köpüren, köpürdükçe birbirine benzeyen nedenleri...”

             Yara bir eksiklik, bir kusur mudur?..  Evet... Yahya Kemal’in en derin yarayı anlattığı şu dizeler çok çarpıcı:

             “Derler: İnsanda en derin bir yaradır köksüzlük;

             Budur âlemde hudutsuz ve hazin öksüzlük

             Kendi yaralarımızdan, kusurlarımızdan çekinir, korkar mıyız? Hesabı sorulur düşüncesiyle kaygılar üretir miyiz?.. Behçet Necatigil, “Saklı Su”da şöyle diyor:

Ürperen yaralara çıplak
Havaların değmesi
Acır.
Korkunuz nerdeyse
Bir şey söylenecek, bir şey sorulacaktır
.”

Doğru sözlerin acıttığı yaralar aslında zaaflarımız, hatalarımız mıdır?.. Abdurrahim Karakoç “Her doğru söz bir yaraya dokunur” dizesiyle Mevlana’nın “Gerçekle yaralanan kötü huydur.” ifadesi bu hakikate dikkat çekiyor olabilir.

             Sanatçı dediğimiz çok yaralı çilekeş, bir akrabamız mıdır?.. Bizler için yaralı bu akraba nasıl anlatır?.. “Bir dosta yarasını gösterir gibi anlatanlar için anlattım bugüne kadar ne anlattıysam. Yazar dediğin ömrü bavulunda yakın akraba.”

             Yarası olanlar gocunur değil mi?.. Namdar Rahmi Karatay hiç umursamamış:

             “Zülf-i yâra dokunurmuş, dokunursa dokunsun

             Al kaşağı, gir ahıra, yarası olan gocunsun

             Yarala(n)madan bir ömür temennisiyle...

 
İletişim E-Posta: - Telefon: Okunma Sayısı: 38


 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

Diş
YARA
Gönül
HAYAL ve DÜŞ
BEHÇET NECATİGİL KORONAYI TAHMİN ETTİ Mİ?
HÜKMÜ KARAKUŞİ
Güç
DİRLİK DÜZENLİK
ÇOCUKLAR MI YARAMAZ, BÜYÜKLER Mİ?
KUZEY IŞIĞI
ÜSTAT
Diğer Yazarlar

Hakikat arayışının sancısıdır; yaşananlar
Ateş, Su, Dost
Diş
Oruca Tutunmak
Hava Durumu ( Aksaray )
Bugün
11°°C - 28°°C
Cuma
9°°C - 28°°C
Cumartesi
8°°C - 17°°C
Pazar
8°°C - 22°°C
Namaz Vakitleri ( Aksaray )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı

28 Mayıs 2020 Perşembe
Yazarlar
Yılmaz EVAT
Diş
Dişe dair bir yazıya kaç zamandır dişim gıc...
İsmail BAŞTÜRK
Hakikat arayışının sancısıdır; yaşananlar
Su, ateş, dağ, taş ve canlılar hepsi bize bir şeyl...
Meryem Beyza EGEMEN
Ateş, Su, Dost
İnsan denen canlı kendi varlığını başkasının varlı...
Ahmet DUMAN
Oruca Tutunmak
Bizi Ramazan ayına, Rahmet iklimine kavuşturan Rab...
Anket

Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?


  Çok Güzel1077 Kişi (% 82 )
  İdare Eder151 Kişi (% 11 )
  Biraz Kötü82 Kişi (% 6 )

Toplam 1310 Kişi

Röportajlar
Aksaray Efsane Kokoreç
Türk Mutfağının Önemli Bir Parçası: KOKOREÇ Anadolu yemek kültürünün önemli bir lezzeti de kokoreçtir. ...
»
Tarihte Bugün
1348 - Türkler'in Rumeli'ye geçişi.
1862 - Sayıştay'ın kuruluşu.
2006 - Dünya Kıble Günü
Günün Sözü
Muhakkak ki kulak, göz, kalp, bunların her biri kendi fiillerinden mesul tutulacaklardır.
(Hz. Muhammed)
Aksaray Nöbetçi Eczaneleri
Aksaray Nöbetçi Eczaneleri
Facebook
Arşiv Arama
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklam
Sponsor
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(14 Online) 0,16ms