Bugün - 28 Mayıs 2020 Perşembe
Aksaray 28°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklam
Sponsor
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık Yaşam Kültür Spor Siyaset Eğitim Teknoloji Dünya Asayiş Diğer »
Haber Detayları

Gönül

İnsan gönülden ibaret... İnsana gönül eğitimi verilmeli... İnsan gönlünü eğitmeli...

Köşe Yazarları Haberi - 30 Nisan 2020 Perşembe - 01:21
İnsan gönülden ibaret... İnsana gönül eğitimi verilmeli... İnsan gönlünü eğitmeli...
Resmi küçültmek için üzerini tıklayın...

                                                                                                                                                                  İlayda Evat’a

Gönlümüzden koptu gönüldeşlere bir gönül yazısı yazmak... İnşallah gönül okşayıcı olur, bizim de gönlümüz açılır...

İnsan gönülden ibaret... İnsana gönül eğitimi verilmeli... İnsan gönlünü eğitmeli...

Gönlün sınırı ne kadardır? Erzurumlu Emrah “Haddi payânı yok deryâdır gönül” diyerek gönlün bir sınırı olmadığını söylemiş. Sanırım bu ifade, bütün gönüller için geçerli değil. Çünkü bu meyanda Necati Mert “Gönüller Küçüldü”, Mustafa Kutlu, “Yoksulluk İçimizde”, Mevlana ise “Yoksulluğu anladık da sevmek neden kıt kanaat? Yoksa yürekler mi yoksul?” ifadelerini kullanmışlar.

Sınırsız olan gönlün sağı solu belli olur mu?..  Yunus Emre şöyle cevaplıyor:

Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur

Bir dem gelir şadi olur, bir dem gelir giryan olur.”

Ümmî Sinan da Yunus Emre gibi gönül hâllerinden şikâyet ediyor. Kolay olmasa gerek telvinden temkine yolculuk:

Gâhî bir gussaya dalar

Gönül gümân ile dolar

Gâhî cümle gamı siler

Güldürüp beni şad eder

Sağı solu belli olmayan gönül sözgelimi yaşlanmayabiliyor?..  Bu bağlamda Karacaoğlan “Sıfat kocar ama gönül kocamaz / Şimdi gönlüm bir yosmaya vurgundur” der. Azerbaycanlı şair Bahtiyar Vahapzade de Karacaoğlan ile hemfikir: “Gönül gocalmir.” Gönül ferman dinlemez... Gönül işi, belli olmaz olmasına da... İnsan, kime gönül düşürdüğüne, gönül akıttığına, gönül kaydırdığına, gönül bağladığına kafa yormalı... Gönül avcılarına, gönül çelenlere dikkat etmeli... İşin ucunda gönül maskarası olmak da var. Gönül verme evliye, eve gider unutur. Gönül var güllüğe, gönül var küllüğe konar... Şu güzel dizeleri de insan hatırlamadan edemiyor: “Gönül verdin derlerdi o delikanlıya, / En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya

Gönül paslanır mı? Gönül ağarır mı?.. Murathan Mungan evet diyor: “Gönlü kararmış, ruhu islenmiş insanlar...” Paslanan, kararan gönül tekrar aklaşabilir mi? Aklaşır... İlaç gibi bir söz yeterli mi?.. “Şu gönüller pasını yıkayıp gidermeğe / Öyle bir söz söyle kim sözün hülasasıdır.” Kaygusuz Abdal, gönüldeki pası silmenin yolunu Mevlâ’ya itaatte gösterir:

Gel Hakk’a olma âsî

Ta gide gönlün pası

Gönül aynasında leke koma sil” diyen Seyrânî’ye göre gönüldeki pası silebilmek için huzurda olduğumuzu unutmamalıyız:

Seyrânî der Hakk’ı hazır bilince

Gönül aynasının pasın silince

Gönül saraydır, bağdır, bostandır?.. Şair “Gönül sarayını eyle müzeyyen” der. Saraya, bağa, bostana bakım gerek. Bağı, bostanı korumak gerek. Kaygusuz Abdâl tembih eder:

Bekle gönül bostanı

Su sığırı girmesin

Ki sakın uçurursun

Kanlını minareden

Bir insanı gönlümüzden geçirdiğimiz zaman o da bizi düşünüyor mudur? Birbirimizi canı gönülden seviyor isek evet. Sanırım  Neşet Ertaş “Gönül Dağı” nda bu hakikate dikkat çekiyor:

Kalpten kalbe bir yol vardır

Gönülden gönüle yol gizli gizli

İnsan, insanı aklında mı tutar, gönlünde mi tutar? Erzurumlu Emrah gönül demiş: “Bir dem çıkarmasın gönülden beni / Merhametli mihribana böyle yaz.” Karacaoğlan ise akıl demiş: “Kerem et aklından çıkarma beni / Ağla gözyaşını sil melil melil.” Artık akıl mı gönlü besliyor yoksa gönül mü aklı besliyor?.. Kim bilir?..

Basar... Basir... Basiret... Basiretli... Basiretsiz... Feraset... Ferasetli... Ferasetsiz... Görmek... Göz... Gönül... Gönül gözü... Göz ve gönül birbirine derinden derine akıyor... Şaire göre başlangıçta gönül gözü var: “Gönül gözü görmeyince, hiç baş gözü görmeyiser.” Gönül gözü hep ileriyi mi görecek?.. Bazen de yakındakini görüyor... Göz görür, gönül çeker: “Göz gördü gönül sevdi ey yüzü mâhım / Kurbânın olam var mı bunda benim günâhım” Göz görmeyince neler olur?.. Göz görmeyince gönül katlanır. Zamanla da gözden ırak olan gönülden de ırak olur.

Gönül samimiyetin mekanı... Samimiyet de her şeyin ilacı... Orhan Seyfi Orhon, Gönülden Sesler’de vurgular: “Hasretimi dindirir gönülden gelen sesler.” İnsana en çok yakışandır samimiyet... Atalar uyarır: “Gönülsüz namaz göğe ağmaz. Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş.” Gönül dostluğun mekanı.. “Gönül ne kahve ister ne kahvehane / Gönül ahbâb ister kahve bahâne.” Öyleyse ahbapların değerini daha çok bilelim, onlara daha fazla değer verelim... Ayrıca gönül ummadığı yere küser.

Karacaoğlan niçin “Gamlanma gönül gamlanma” der. Çünkü yanık yerin otu tez biter. Ayrıca “Mevlam bir karara koymaz insanı.” Erzurumlu Emrah da aynı fikirde: “Deli gönül melul olup gam yeme / Elbet ağlamanın gülmesi vardır.” Bir türkümüz de uyarır: “Melüllenme deli gönül / Gez bir zaman gör nic’olur

Gönül yapmak... İşte bütün mesele...  Gönül nasıl yapılır?.. Saygı... Sevgi... Merhamet... Nezaket... Fazilet... Adalet... İnsanlık... Erdem... Cömertlik... Abdülhak Hâmid Tarhan “Gönül bir binadır ki mimârı mahabbettir.” derken Yalnız Adam gülü tavsiye etmiş: “Gönül kalesi gülle ile değil, gülle zaptedilir.”

Bir tebessümle,  selamla (Bayramdan bayrama da olur.), yarım elma bile gönül (hatır) almaya yeterken bunu beceremeyişimiz ne hazin. İnsanın en çok değer verdiği, en aziz bildiği yerdir gönül. Bundan dolayı dünyanın en tehlikeli işi kalp kırmak olsa gerek. Çünkü Gönül Yazar. Gönül hakikaten yazar, saklar, unutmaz. Zira gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz. Bu meyanda bir Sivas türküsü muhteşemdir:

Kırma gönül şişesini

 Yapan bulunmaz bulunmaz

Yıkma Hakkın binasını

Ören bulunmaz bulunmaz

Bu bağlamda Kayseri türküsü de ruha dokunuyor:

Eski libas gibidir aşığın gönlü / Söküldükten sonra dikilmez imiş

Gönül yüce bir mekân, hatta bir taht... Medeniyetimiz ille de gönül diyor. Gönlün yüceliği nereden gelir? Mekânın sahibi kimdir?.. Mekânda kim oturmaktadır?.. Şerefü’l-mekân bi’l-mekin... Seyrânî “Nazargâh-ı Haktır gönüller şehri” derken Yunus Emre perçinliyor:

Gönül Çalap’ın tahtı, Çalap gönüle baktı

İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise

Ne de olsa “Cümle şair dost bahçesi bülbülü.” Bestami Yazgan da arada çok güzel dürraçlanmış:

Dokunur gayretine,

Karışma hikmetine

Sahibi hürmetine

Kulu incitme gönül

Seyrani, hacca gidemeyenlerin üzülmemelerini, yakından uzağa doğru gönül ziyaretlerine başlamalarını salık verir:

Kudretin yok ise beyte varmağa

Gönül Beytullahtır ziyaret eyle

Gönül yıkanların namazına namaz demeyen Yunus Emre, kalp kıranların hac ibadetine de kuşkuyla yaklaşır:

Ak sakallı pir hoca, bilemez hâli nice,

Emek yemesin hacca, bir gönül yıkar ise

Gönül yapmadan hacca gidenlerin sadece kum deryaları geçeceğini söyleyen Kaygusuz Abdal da şöyle ilave ediyor:

Hacca giden kişinin

Gönül yapmaktır işi

Gönül Hakk’ın evidir

Sakın anı yıkmadan

Bu meyanda Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dizeleri insanın içini yıkıyor:

Hiç kimseye hor bakma

İncitme, gönül yıkma

Sen nefsine yan çıkma

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

Erzurumlu Emrah, hemşehrisi gibi fevkalade dizeleriyle insanın içini titretiyor. Edebiyat bu olsa gerek:

Tut bu nasihatım elden bırakma

Gönül beytullahtır taş vurup yıkma

Çeşm-i hakaretle kimseye bakma

Eğer olursa da misli karınca

Üstatlar, üdebalar, mîr-i kelâmlar, gönle çok yüce değerler atfediyorlar. Sözgelimi sanatkâr “Gönül yapmak ibadethâne yapmaktan sevaptır.” der.  Yunus Emre, her zaman ki gibi ruha işleyen hayat boyu düstur edilecek dizeleriyle geliyor:

Dürüş, kazan, ye, yedir, bir gönül ele getir

Yüz Kâbe’den yeğrektir bir gönül ziyareti

Her gönlün bir derdi var... Köroğlu’nunki de Ayvaz:

Muhabbeti düştü gönül evine

Göndersin Ayvaz’ı göresim geldi

Herkes kendi gönlünü tanır mı?.. Köroğlu iyi tanıyor:

Şahinleyin yüksek uçar

Kaplan gibi kanlar saçar

Gökte buluttan nem kapar

Ben gönlümü bilmez miyim

Gönül havalanır mı? Maalesef, hem de çok müsait... Havalanınca gönül kuşu olur: “Gönül kuşu kalktı uçtu havaya / İn gönül dedim de indiremedimAşıp gider karlı dağlara / Dön gönül dedim de döndüremedim.” Karacaoğlan, gönlünü indiremese de, döndüremese de indiren birileri çıkabiliyor: “Evvel bende yücelerde gezerdim / Şimdi enginlerde bakan ben oldum / Süren sürdü o yavrunun sefasın / Kahrını, cefasın çeken ben oldum.” Galiba en doğrusunu Teslim Abdal söylüyor. Şair dünya malına güvenme ve konuşurken kibirlenme deyip güzelce uyarıyor: “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol.” Kaldı ki alçak gönüllülük, engin gönüllülük insana çok yakışıyor.

Gönül, “kafes”i kırdı; “Gönül Hanım” oldu... Kime gönül konulur, kime gönül konulmaz?.. Paşa gönlünüz bilir...

 İnsanoğlu bir kararda duramaz. Çünkü gönlün yazı var, kışı var. Sözgelimi bazen gönül yaralanır. Fuzûlî buyurur:

Yaralı gönül, senin ok gibi kirpiklerinin adını korkarak söyler

Hasta olan da suyu korkarak, sakınarak azar azar içer

Gönüllüce... Gönüllü gönülsüz... Gönülsüzce... Gönlü yok... Gönülsüz olmaz...

Orta Anadolu türküsüne kulak verelim:

“Evlerinin önü zeytin ağacı

Dökülmüş yaprağı kalmış ağacı

Eğer senin gönlün bende yok ise

Sen bana kardeş de (canım) ben de sana bacı

Bu işe bir gönüllü aranıyor... Gönül rızası şart... Gönül erlerine, gönlünü güzel şeylerle eğle(ndir)mek yakışır. Ruhsati’nin tavsiyesidir:

Seherde el bağla durup niyaza

Harîs olma oğul kânî ol aza

Biraz güftârımdan çekip beyâza

Oku da gönlünü eğle bir zaman

Hangi insanlarla, niçin gönül birliği ediyoruz?.. Gönülden çıkardıklarınız oldu mu?..

Gönlümüz nasıl olmalı?... Bir şeyler yeşer(t)meye müsait olmalı... Cengiz Özkan’ın sesinden dinleyelim:

Ben bağrını toprak sandım taş imiş

 Meğer taşa tohum ekilmez imiş

Üstat Yunus Emre de aynı kanaatte:

Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter

Ayrıca gönlümüz tok olsun... Gönlümüz zengin olsun... Gönlümüzü serin tutalım... Gönül borçlarımızı da unutmayalım...

Gönlümüz nasıl olmasın?... Gıllıgış olmasın... Gönlümüz kara olmasın... Gönlümüz dar olmasın... Çünkü “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.” Gönlümüzde iki sevgi olmasın... Zira “Sığışmaz bir gönülde iki sevgi

Gönlümüzle ne edelim?.. Biz susalım... Ali Ekber Çiçek söylesin...

Gönül gel seninle muhabbet edelim

Araya kimseyi alma sevdiğim

Ya benim kimim var kime yalvarayım

Kaldır kalbindeki karayı gönül

Gönül nasıl değerlendirilir?.. Kemalettin Kamu’nun fikri:  “Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.

Bu da İstanbul âşığı Yahya Kemal Beyatlı’nın görüşü:

Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul

Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer

Şeyhülislam Yahya “Neler çeker bu gönül söylesem şikâyet olur.” der. Gönlün derdi çekilir mi?.. Turan Engin çekilmez diyor:

Vardım Hint elinden kumaş getirdim

Açtım bedestanı sattım oturdum

Sen benim başıma neler getirdin

Ben senin derdini çekemem gönül

Ahmet Paşa da gönülden, gönül belâsından çekmiş:

Ben sana ‘ona dolaşma’ demedim mi ey gönül

Vây gönül vay bu gönül vây gönül ey vây gönül

Gönül, deli olunca derdi bitmiyor tabii:

Mevlâ’m kanat vermiş uçamıyorsun

Bu nefsin elinden kaçamıyorsun

Ruhsati dünyadan kaçamıyorsun

Topraklar başına vay deli gönül

Gönül, derde düşmeli ama bu dert nasıl olmalı. Eşrefoğlu Rûmî’ye göz kesilelim:

Ey gönül bir derde düş ki onda dermân gizlidir

Gel karış bir katreye ki onda umman gizlidir

Fuzûlî’nin gönlü de bu kabildendir. Izdırap şairinin gönlündeki ateş sönmez, derdi ona dermandır:

Ey gözüm, gönlümdeki ateşlere gözyaşımdan su saçma

Çünkü böyle, alev alev tutuşan ateşlere su fayda vermez.”

Gönül ikaz edilir mi? Edilir... Neyle?.. Âşık Ömer ecelle demiş:

Ey gönül âlemde nâlân eyler insânı ecel

Tekye-i dünyâde üryan eyler insânı ecel

Gel inanma bu fenânın hâyına hem hûyuna

Âkıbet dillerde destân eyler insanı ecel

Bir kurtuluş reçetesi de Lokman Dede’den:

Ey gönül fâriğ ol âlemden

Ki hâlâs ideler seni gamdan

Yol eri Ümmi Sinan da yolculara şöyle yol gösterir:

Ey gönül doğru gir Hakk’ın yoluna

Erenlerin çığırından çıkma gel

Efendim, her şey gönlünüzce olsun...

 
Anahtar Kelimeler:
Kaynak / EditörOkunma Sayısı: 189

 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu habere hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Köşe Yazarları Haberleri
Hakikat arayışının sancısıdır; yaşananlar
YARA
Ateş, Su, Dost

Ateş, Su, Dost
ARMUT PİŞ, AĞZIMA DÜŞ…
Gönül
Oruca Tutunmak
Başkasının Ölümü
En Çok Yorumlananlar
Köşe Yazarları
Diş
Dişe dair bir yazıya kaç zamandır dişim gıc...
Diğer Başlıklar

Diş
Hakikat arayışının sancısıdır; yaşananlar
YARA
Ateş, Su, Dost
ARMUT PİŞ, AĞZIMA DÜŞ…
Gönül
Belediye Başkanın'dan Ramazan Ayı Mesajı
Oruca Tutunmak
Başkasının Ölümü
HAYAL ve DÜŞ
Hava Durumu ( Aksaray )
Bugün
11°°C - 28°°C
Cuma
9°°C - 28°°C
Cumartesi
8°°C - 17°°C
Pazar
8°°C - 22°°C
Namaz Vakitleri ( Aksaray )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı

28 Mayıs 2020 Perşembe
Yazarlar
Yılmaz EVAT
Diş
Dişe dair bir yazıya kaç zamandır dişim gıc...
İsmail BAŞTÜRK
Hakikat arayışının sancısıdır; yaşananlar
Su, ateş, dağ, taş ve canlılar hepsi bize bir şeyl...
Meryem Beyza EGEMEN
Ateş, Su, Dost
İnsan denen canlı kendi varlığını başkasının varlı...
Ahmet DUMAN
Oruca Tutunmak
Bizi Ramazan ayına, Rahmet iklimine kavuşturan Rab...
Anket

Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?


  Çok Güzel1077 Kişi (% 82 )
  İdare Eder151 Kişi (% 11 )
  Biraz Kötü82 Kişi (% 6 )

Toplam 1310 Kişi

Röportajlar
Aksaray Efsane Kokoreç
Türk Mutfağının Önemli Bir Parçası: KOKOREÇ Anadolu yemek kültürünün önemli bir lezzeti de kokoreçtir. ...
»
Tarihte Bugün
1348 - Türkler'in Rumeli'ye geçişi.
1862 - Sayıştay'ın kuruluşu.
2006 - Dünya Kıble Günü
Günün Sözü
Resulullah (sav) rüşvet alana da verene de lanet etti.Rüşvet alan da veren de cehennemdedir.
(Hz. Muhammed)
Aksaray Nöbetçi Eczaneleri
Aksaray Nöbetçi Eczaneleri
Facebook
Arşiv Arama
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklam
Sponsor
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(33 Online) 0,16ms